Monday, January 10, 2011

ışıkları geçince

dolmuşa biner binmez hemen arka köşeye oturuyorum ayaklarımı rahat uzatabilmek için, tabiki de sürgü kapı açılıp kapanınca şöyle bir silkelenip kendime geliyorum, kapıdan gelen geçeni kontrol ediyorum hem de, mesela çoğu insan sarı dolmuşlara binerken çok havalı bir şekilde el sallıyor, dolmuş yanaşıyor, sürgü kapı gürültü ötesi sesiyle açılıyor hatta bazen tam açılmayıp tutuklup yapıyor ya, içten içe seviyorum o dakikaları, ay nese işte böyle bugün gene, dolmuşa bindim eve geliyorum, kızın biri el yaptı iki kişi bindiler biri yanıma diğeri de yanımın yanında, zaten yol boyunca bir diğer yanınızdaki değişir, sonra diğer yanınızın diğer yanı, ya da yan tarafın ön yanı, derken akıldan geçen binbir hikaye ile yolculuk tamamlanır, müsait yerde inebilir miyim dersiniz ya, aman dikkat işte orda kafa sürgü kapıya çarpadabilir, çarpmayadabilir, çünkü binerken kafayı oraya vurduysanız inerken de herhalde 2. çinkoyu da siz tamamlamazsınız, yooo 3. çinkoyla büyük ödüle doğru ilerliyorum diyorsanız ben size paul smith'in bisiklet içinde olsa kasklarından tavsiye ederim, napıyım başka. yazın da arabanın arkasına attık mı bisikletleri, başımızda kasklarımız, bizi artık anca hazerfen ahmet çelebi tutar ya da madem arabayla gidicektik, bisikletleri neden yanımıza aldık durumu da oluşabilir.

No comments:

Post a Comment